Dosta Doğru Hep Birlikte

Hoşgeldiniz...Allah'ın Selamı Rahmeti Ve Bereketi Üzerinize Olsun


Sonsuz Salat ve Selam Sevgililer Sevgilisine Olsun..Ve Onun Sahabesine Kainat Dolusunca Selam Olsun...



“İyilerle aynı mecliste bulunan kimse, misk kokusu satanla beraber bulanan kimse gibidir. Ya ondan güzel koku satın alır, ya güzel kokunun etkisi üzerinde kalır. Kötü insanlarla beraber olan kimse de, körükçü dükkanında oturan kimse gibidir. Ona ya körükçünün elindeki ateşten bir kıvılcım sıçrar, bir tarafını yakar, veya oradaki pis koku üzerine siner, o koku ile kalkar.“ (Hadis-i Şerif)


O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr -24)

ALLAH

Celle Celalüh (Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zatın özel ve en kapsamlı adı)

ER RAHMÂN

(Bağışlayan, esirgeyen, yarattığı kullarına rahmet ve merhamet bahşeden, inayet ve ihsanda bulunan)

ER RAHÎM

(Bağışlayan, esirgeyen, merhameti sınırsız)

EL MELİK

(Bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı)

EL KUDDÛS

(Hatadan, gafletten, acizden ve her türlü eksiklikten uzak, temiz)

ES SELÂM

(Her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden, esenlik veren)

EL MÜ'MİN

(Emniyet verici, emin kılan, vaadine güvenilen)

EL MÜHEYMİN

(Gözetici ve koruyucu olan, Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

EL AZÎZ

(Üstün, kuvvetli, güçlü, şerefli, mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan, yenilmeyen yegane galip)

EL CEBBÂR

(Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, İradesini her durumda yürüten)

EL MÜTEKEBBİR

(Herşeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren)

EL HÂLIK

(Herşeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden, takdirine uygun bir şekilde yaratan)

EL BÂRİ

(Yaratan, kusursuzca var eden)

EL MUSAVVİR

(Tasvir eden, herşeye şekil ve suret veren)

EL GAFFÂR

(Mağfireti, bağışlaması çok olan)

EL KAHHÂR

(Kahreden, herşeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olan, yenilmeyen, yegane galip)

EL VEHHÂB

(Bağışı çok olan, karşılıksız armağan eden)

ER REZZÂK

(Rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

EL FETTÂH

(Çok iyi hüküm veren, açan, hükmeden, iyilik kapılarını açan, hakemlik yapan)

EL ALÎM

(İlmi sonsuz, herşeyi hakkı ile bilen)

EL KÂBID

(Sıkan, daraltan, rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

EL BÂSIT

(Açan, genişleten, bollaştıran, rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

EL HÂFID

(Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren)

ER RÂFİ

(Yukarı kaldıran, yükselten, izzet ve şeref veren)

EL MUİZ

(Yücelten, izzet ve şeref veren)

EL MÜZİL

(Zillete düşüren, hor ve hakir eden, alçaltan)

ES SEMİ

(İşiten)

EL BASÎR

(Gören)

EL HAKEM

(Hükmeden, hakkı yerine getiren, son hükmü veren)

EL ADL

(Mutlak adalet sahibi, Adil olan, adaleti emreden)

EL LATÎF

(Lütuf sahibi, lütfedici olan)

EL HABÎR

(Herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar)

EL HALÎM

(Çok yumuşak olan, acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

EL AZÎM

(Pek azametli, büyük olan)

EL GAFÛR

(Bütün günahları bağışlayan)

EŞ ŞEKÛR

(Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren)

EL ALİYY

(Çok Yüce olan, İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce)

EL KEBÎR

(Pek büyük)

EL HAFIZ

(Koruyan, gözeten, muhafaza eden)

EL MUKÎT

(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, ulaştıran)

EL HASÎB

(Hesap gören, onları hesaba çeken)

EL CELÎL

(Azamet sahibi)

EL KERÎM

(Keremi bol, cömert olan, Fazilet türlerinin hepsine sahip)

ER RAKÎB

(Bütün varlıklar üzerinde gözcü olan, bütün işleri kontrolü altında tutan)

EL MÜCÎB

(Kendine yalvaranların isteklerini veren, icabet eden)

EL VÂSİ

(Geniş olan, İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan, asla darlığa düşmeyen)

EL HAKÎM

(Hikmet sahibi, sağlam, muhkem olan, bütün emirleri ve işleri yerli yerinde ve hikmetli olan)

EL VEDÛD

(İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya en çok layık olan, çok seven, çok sevilen)

EL MECÎD

(Şanı büyük ve yüksek, şerefli)

EL BÂİS

(Gönderen (peygamber), uyandıran, dirilten, ölümden sonra dirilten)

EŞ ŞEHÎD

(Şahit olan, her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan)

EL HAKK

(Varlığı hiç değişmeden duran, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)

EL VEKÎL

(İşlerini Kendisi'ne bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini temin eden, güvenilip dayanılan)

EL KAVÎ

(Sonsuz güç sahibi olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

EL METÎN

(Çok sağlam olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

EL VELÎ

(İyi kullarına dost olan, yardımcı ve dost)

EL HAMÎD

(Ancak Kendisi'ne şükredilen, bütün varlığın diliyle yegane övülen, övülmeye layık)

EL MUHSÎ

(Sonsuz da olsa, yarattığı herşeyin sayısını bilen)

EL MÜBDİ

(İlkin yaratan)

EL MUÎD

(Tekrar yaratan)

EL MUHYÎ

(Can bağışlayan, sağlık veren, dirilten, yaşatan)

EL MÜMÎT

(Öldüren, yok eden, mahveden, dilediği her varlıkta ölümü meydana getiren)

EL HAYY

(Diri, diriliği ezeli ve ebedi olan, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten, her şeye hayat ve can veren)

EL KAYYÛM

(Her şeyi ayakta tutan ve koruyan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup, kainatı idare eden)

EL VÂCİD

(Kadir ve şanı pek büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan)

EL MÂCİD

(Kadir ve şanı pek büyük, kerem ve cömertliği sonsuz olan, şerefli)

EL VÂHİD

(Tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayan)

ES SAMED

(Hacetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci olan)

EL KÂDİR

(İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten, sonsuz kudretli)

EL MUKTEDİR

(Kuvvet ve kudret sahiplerinin üzerinde olan, her şeye gücü yeten, kudretli)

EL MUKADDİM

(Dilediğini ileri geçiren, öne alan)

EL MUAHHİR

(Dilediğini geri bırakan, geciktiren)

EL EVVEL

(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

EL ÂHİR

(Her şeyin yokoluşundan sonra da var olan, nihayetsiz)

EZ ZÂHİR

(Aşikar olan, her yerde tasarrufiyle, gücüyle, kudretiyle, azamet ve kibriyasıyla tecelli eden, görünen)

EL BÂTIN

(Zatının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli)

EL VÂLÎ

(Bütün yarattıklarını tedbir ve idare eden)

EL MÜTEÂLÎ

(Aklın alabileceği herşeyden pek Yüce, her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh ve uzak)

EL BERR

(Kullarına karşı iyiliği ve ihsanı çok olan, iyilik eden, vaadini yerine getiren)

ET TEVVÂB

(Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan)

EL MUNTAKİM

(İntikam alan, suçluları müstahak oldukları cezaya çarpan)

EL AFÜVV

(Affı çok olan)

ER RAÛF

(Pek esirgeyen, çok acıyan, şefkatli)

MÂLİKÜ'L-MÜLK

(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM

(Hem büyüklük sahibi, hem kerem ve ikram sahibi olan)

EL MUKSİT

(Her şeyi yerli yerinde yapan, adaletle hükmeden)

EL CÂMİ

(İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan)

EL GANİYY

(Çok zengin, herşeyden müstağni olan)

EL MUĞNÎ

(Dilediğini zengin eden)

EL MÂNİ

(Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan, hükümlerine karşı durulamayan)

ED DÂRR

(Zarar verici şeyler yaratan)

EN NÂFİ

(Fayda veren, bütün mahlukatına hayır ve menfaat verici şeyler yaratan)

EN NÛR

(Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran)

EL HÂDÎ

(Hidayet lütfeden, doğru yola ulaştıran, yol gösteren, murada erdiren)

EL BEDÎ

(Örneksiz olarak yaratan)

EL BÂKÎ

(Devam eden, varlığının sonu olmayan)

EL VÂRİS

(Servetlerin geçici sahipleri elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi)

ER REŞÎD

(Bütün işleri isabetli ve hedefine ulaşıcı, irşad edici)

ES SABÛR

(Sonsuz sabırlı)




tertill

bilaltaha

61Kubra61

EyLuLDuSLeRi

eymer

cografyamiz

Elifcee

vaktivisal

ilksevdigim

tumguzellikler

yasarceylan

fatmahanimmutfakta

hasbihalim

philton

nurdersleri

osmanunsal

siirkolik7

sivist

eyrasul

Rahmetli645

vezirhan

sufiderwish

sevgicebiseyler

subat75

bulaniksu

hakan7280

hakkdostu

sevda1000

bennur76

aydinli09

kalbeinennur

azad7572

sessizciglik1

nuruaynim

okanbozkurt

sevgiyleyolculuk

YurekEsintileri

cennetulhuri

cennetedavett

Radyoefe43

mehmetorhandurdu

cesmidil

gonulcalan

sernar

sevdaligonul

koyundanyavasgerek

vuslatgulu

rufeydem

raposqe

meteliksiz

sadhezarnur

ResuleVuslat

morvadi

SanaGeleyim

EsmOo

cennetkokusu

umut27

sevgipinari01

vanarvas

mukaddime

kesintisizguckaynagi

yakzan

vahdetfm

gulkokulum

Kardelensiz

benpacella

BalBoCuu

mevlana1

salat20

ebuhureyyre

sizintilar

rahmetyagmuru

gezginmurat

ummahindostlari

karakurum

vatanseverpatriot

keremcem130

igra

halisafsar

ebvaa

farenjitnedir

islam34

saclariniz

fiberoptikci

YitikDuslerim

teknikpcdersleri

sirad

webmasterkaynaklari

sbullock

ihya

rahmettfm

beyonceresimleri

HanEmir

dualarile









Huzuryolu 1

BANNER KODU




Image Hosted by ImageShack.us

Graphics by yinebiirgulnihal/YBG

payas

vatanseverpatriot

Image Hosted by ImageShack.us



gönüldendamlalar





keremcem130

RAHMET YAĞMURU

Image Hosted by ImageShack.us











5/4/2008 - Dua

Kategori: Secme Dualar

ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin.

Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin.

Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin.

Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir.

Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır.

Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur.

Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!..

Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir.

İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla.

Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan...

Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz.

Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur!

Senden başka ilâh yoktur.

Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim.

 

Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine.

 

“Allah’ım, beni bana bırakma

Adını dilimden uzak tutma,”

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 -

Kategori: Hayata Dair

Hayat Hanım ile Kaim Bey

Semine Demirci

DAHA DÜN GİBİYDİ Kaim Bey’le karşılaşmaları. İki derenin birleşmesi gibi birleşivermişti hayatları. Derelerin nasıl elinde değildiyse bu vuslat, her şeye inat visale ermişti Hayat ile Kaim. Beraber akmışlardı hayatın içinden. Yokuşlar da vardı, inişler de, düzler de. Kaim Bey şefkatli bir adamdı, hem de dağ gibiydi Hayat için. Sırtını yasladığı, zor zamanlarında hep yanında olan.

Hayat’la Kaim çok severlerdi birbirlerini. Hayat, “hayatım seninle kaim” diye seslenirdi. Fazla mı güvenip dayanıyordu Kaim’e? Kaim ki fani olan bütün yaratılmışlar gibi acizdi hem de. Bir insan hayatı daim ve de kaim kılabilir miydi? Elbette yapamazdı. Hayatı kim vermişse devam ettiren de O’ydu. Bir insanın kalbini ancak Rabbi bilirdi. İnsan ancak Rabbine dayanırsa, güvenirse mutlu olurdu şu fani dünyada. Bütün bunları düşününce kendine kızar tövbe ederdi. Ama insan bu; nisyanla malûldü. Hemen unutuverir tövbesini, yine yaslanıverirdi Kaim’e.

Kaim hiç üzmez miydi Hayat’ı? Çook… Ama Hayat hemen affediverirdi. Bütün latifeleriyle yine dönerdi Kaim’ine.

Hayat bu inişli çıkışlıydı işte.. “Hayat imtihanla geçiyor” bir şarkının sözlerinde rastlamıştı, kendi imtihanlarını düşündürtmüştü şarkı Hayat’a. Nicesiyle sınanmıştı. Kaim’le de. Ki zaten bir sınav değil miydi insan için eşler, çocuklar ve dahi mallar, Yüce Kelam’da bildirilen.

Hayat hastaydı. Hastalıkla imtihanı ağırdı. Ama O’nu üzen hasta oluşundan ziyade Kaim Bey’in halleriydi. Hastalık dünyalarına gireli beri, o sevdiği, dayandığı adam gitmiş, yerine kendisiyle ilgilenmeyen bir adam gelmişti. Konuşamıyorlardı eskisi gibi. Hayat yalnızdı evde, hastanede. Akşamları sofrada çocuklarıyla mahzun kalıyorlardı. Neler oluyordu? Başkalarından duymuştu: Aileden biri hasta olunca, yakınları bir yabancılaşma yaşıyor, ziyaret bile edemiyorlardı. Donuyordu sanki yürekleri, hastaya birşey diyemez oluyordu dilleri. Kaim Bey Hayat’ın hasta olduğunu duyunca çok üzülmüş ve ne yapacağını bilemez olmuştu. Bu durum uzaklaşmasına sebep olmuş, Hayat’ı da üzmüştü.

Hayat’ı kaybetmekten ölesiye korkuyor ama birşey de gelmiyordu elinden. Tıpkı anacığının kaybında olduğu gibi. “Çocuklukta alınan yaralar mevsimler gibi kendilerini tekrar ederler.” Bir dergide okumuştu bu sözü. Doğruydu, Kaim’in yaraları da depreşmişti yeniden. Hayat’ın da annesi gibi gideceği fikri tersyüz ediyordu Kaim’i.

Bütün bu yaşananlar bomba olup patlamıştı da savuruvermişti onları. Fitne, sınanma buydu işte. Nasıl çıkacaklardı işin içinden? Hayat’a hep doğruyu tarif eden Kaim sürükleniyorken yanlışa doğru, Hayat bir karar verdi: Çekip alacaktı Kaim’i düştüğü kuyudan. Nasıl yapacaksa yapacaktı bunu. Konuştu dili döndüğünce, gitmesin yürüdüğü yanlışta diye. Fakat Kaim dinlemiyordu. Olsun; yine de vazgeçmeyecekti. Kurtaracaktı Kaim’ini. Kaim dinlemedikçe, üzüldü. Üzüldükçe, kızgınlığı arttı. Kızgınlık arttıkça, aralarındaki ilişki iyice bozuldu. Artık Hayat, “hayatım seninle kaim” diyemiyordu.

DERENİN ortasındaki taşın büyüklüğü nisbetinde dere iki kola ayrılıp taşı geçer ya. Hayat ile Kaim de öyleydi şimdi. Çözülüvermişti elleri. Bu fitneyle sanki ikiye ayrılmıştı hayatları, hayatta akışları.

Hayat imtihanını düşünürken, bir şeyi farketti: Kaim bey kendisi karar vermedikçe yanlışıyla yüzleşemeyecekti. Peki Hayat ne yapıyordu? Tutup yakasından Kaim’i oradan çıkarmaya çalışıyordu. Niye? Memnun değildi yaşananlardan. İstiyordu ki, hayat çizgileri kendi arzuları doğrultusunda gitsin. Hayat ve Kaim üzülmesin. Pürüzler yaşanmasın.

Birden anladı ki, kendini Kaim’in tanrısı gibi görüyordu. Evirip çeviren. Bir zamanlar Kaim’e verdiği rolü kendisi icra ediyordu Kaim’in üzerinde. “Estağfirullah” dedi. “Ne yapıyorum ben? Nasıl bir yanlışa sürüklemiş nefsim beni? Rabbim döndür beni bu yoldan. Nefsimin firavunlaşmasından kurtar beni!” diyerek huzura durdu Hayat. Kaim’in ilgisizliğinden şikayet ederken, şefkatini beklerken, şefkati Kaim’den bildiğinin farkına varamamıştı. Değildi işte! Kaim şefkat ediyor olsaydı, yaşanır mıydı bunlar? “Elhamdülillah” dedi. Asıl şefkat edeni, hayatı vereni, ve hayatı devam ettireni bulmuştu. Kaim bey ismi gibi kaim değildi. Kendinin bile sahibi değildi. Nihayet anlamıştı Hayat.

İmtihan devam ediyordu. Hayat’ın farkındalığının artmasıyla kolay eylenmişti imtihanı kendisine. Kaim de artık dönmeye başlamıştı yanlışından. Hayat memnundu hayatından. Derken, hastalığının son safhasına geldiğini öğrendi. Ne kadar ömrü kalmıştı bilmiyordu. Ama şunu farketmişti ki, yaşadığı son şeylerle temizleniyordu Hayat. Zorluklarla, sınanmalarla sanki manen tertemiz kılınıyordu. Kışa gelmişti Hayat’ın ömrü. Pencereden bakıyordu. Ağaçları gördü. Ağaçlar da yapraklarını dökmüşlerdi. Tıpkı saçları kirpikleri dökülen Hayat gibi. Pencerenin önündeki incir ağacına benzetti halini. Yapraksız, çıplak, soğukta... Aklına o türkü takıldı incir ağacını görünce:

Hastane önünde incir ağacı / Doktor bulmadı bana ilacı.

DEVAM EDEMEDİ. Gözyaşları inci gibi dökülüverdi. Boğazı kurudu birden. Dudaklarından sessiz duaları döküldü: “Rabbim, nasıl kıştan sonra baharı verirsin. Benim de kışımı bahara döndür. Üşümemi Sana dönmeme, Senin rahmetinden ümit etme sıcaklığına çevir. İçim ısınsın ümidinle. Dünyam aydınlansın rahmetinle. Ben Senin rahmetinin ve katından göndereceğin hayrın fakiriyim. Üşümem o yüzden. Musibetimi rahmete kalb et. Sen ki kalpleri evirip çevirirsin. Kalbimi Sana çevir. Kalbimi ve aklımı nurunla ihya eyle, tenvir et, irşad et, hidayet et. Senden başka sığınacak, sığınıp ısınacak kimsesi olmayan kuluna merhamet et.”

Kaim bey girdi odaya. Farketmemişti Hayat Kaim’in girdiğini. Geldi. Karısının belinden sarılıverdi. Beraber seyrettiler kışı ve şehri. Sanki içinden geçenleri okuyordu Kaim. Sessiz dualarına “amin” diyordu. İçinden geçenleri okudukça da daha sıkı sarılıyordu Hayat’a.

Gün akşamlıdır, hemen akşama devriliverir koca gün. Hayatın da akşamı geliverdi. Onca ömür, yaşanmışlıklar bitiverdi. Acıları da, sevinçleri de, imtihanları da. Kaim bey Hayat hanımı ölüm kardeşinin kucağına verdi büyük bir teslimiyetle. Ta ki Hayat hanım gözlerini sonsuzluk aleminde açabilsin, yoluna devam edebilsin diye.

Evet, hayat ve ölüm kardeştir demişti Yüce Peygamber (a.s.m.). Kaim Bey de Hayat’ını ölüm kardeşe teslim etmişti.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 -

Kategori: Hayata Dair

Hayat Hanım ile Kaim Bey

Senai Demirci

DAHA DÜN GİBİYDİ Kaim Bey’le karşılaşmaları. İki derenin birleşmesi gibi birleşivermişti hayatları. Derelerin nasıl elinde değildiyse bu vuslat, her şeye inat visale ermişti Hayat ile Kaim. Beraber akmışlardı hayatın içinden. Yokuşlar da vardı, inişler de, düzler de. Kaim Bey şefkatli bir adamdı, hem de dağ gibiydi Hayat için. Sırtını yasladığı, zor zamanlarında hep yanında olan.

Hayat’la Kaim çok severlerdi birbirlerini. Hayat, “hayatım seninle kaim” diye seslenirdi. Fazla mı güvenip dayanıyordu Kaim’e? Kaim ki fani olan bütün yaratılmışlar gibi acizdi hem de. Bir insan hayatı daim ve de kaim kılabilir miydi? Elbette yapamazdı. Hayatı kim vermişse devam ettiren de O’ydu. Bir insanın kalbini ancak Rabbi bilirdi. İnsan ancak Rabbine dayanırsa, güvenirse mutlu olurdu şu fani dünyada. Bütün bunları düşününce kendine kızar tövbe ederdi. Ama insan bu; nisyanla malûldü. Hemen unutuverir tövbesini, yine yaslanıverirdi Kaim’e.

Kaim hiç üzmez miydi Hayat’ı? Çook… Ama Hayat hemen affediverirdi. Bütün latifeleriyle yine dönerdi Kaim’ine.

Hayat bu inişli çıkışlıydı işte.. “Hayat imtihanla geçiyor” bir şarkının sözlerinde rastlamıştı, kendi imtihanlarını düşündürtmüştü şarkı Hayat’a. Nicesiyle sınanmıştı. Kaim’le de. Ki zaten bir sınav değil miydi insan için eşler, çocuklar ve dahi mallar, Yüce Kelam’da bildirilen.

Hayat hastaydı. Hastalıkla imtihanı ağırdı. Ama O’nu üzen hasta oluşundan ziyade Kaim Bey’in halleriydi. Hastalık dünyalarına gireli beri, o sevdiği, dayandığı adam gitmiş, yerine kendisiyle ilgilenmeyen bir adam gelmişti. Konuşamıyorlardı eskisi gibi. Hayat yalnızdı evde, hastanede. Akşamları sofrada çocuklarıyla mahzun kalıyorlardı. Neler oluyordu? Başkalarından duymuştu: Aileden biri hasta olunca, yakınları bir yabancılaşma yaşıyor, ziyaret bile edemiyorlardı. Donuyordu sanki yürekleri, hastaya birşey diyemez oluyordu dilleri. Kaim Bey Hayat’ın hasta olduğunu duyunca çok üzülmüş ve ne yapacağını bilemez olmuştu. Bu durum uzaklaşmasına sebep olmuş, Hayat’ı da üzmüştü.

Hayat’ı kaybetmekten ölesiye korkuyor ama birşey de gelmiyordu elinden. Tıpkı anacığının kaybında olduğu gibi. “Çocuklukta alınan yaralar mevsimler gibi kendilerini tekrar ederler.” Bir dergide okumuştu bu sözü. Doğruydu, Kaim’in yaraları da depreşmişti yeniden. Hayat’ın da annesi gibi gideceği fikri tersyüz ediyordu Kaim’i.

Bütün bu yaşananlar bomba olup patlamıştı da savuruvermişti onları. Fitne, sınanma buydu işte. Nasıl çıkacaklardı işin içinden? Hayat’a hep doğruyu tarif eden Kaim sürükleniyorken yanlışa doğru, Hayat bir karar verdi: Çekip alacaktı Kaim’i düştüğü kuyudan. Nasıl yapacaksa yapacaktı bunu. Konuştu dili döndüğünce, gitmesin yürüdüğü yanlışta diye. Fakat Kaim dinlemiyordu. Olsun; yine de vazgeçmeyecekti. Kurtaracaktı Kaim’ini. Kaim dinlemedikçe, üzüldü. Üzüldükçe, kızgınlığı arttı. Kızgınlık arttıkça, aralarındaki ilişki iyice bozuldu. Artık Hayat, “hayatım seninle kaim” diyemiyordu.

DERENİN ortasındaki taşın büyüklüğü nisbetinde dere iki kola ayrılıp taşı geçer ya. Hayat ile Kaim de öyleydi şimdi. Çözülüvermişti elleri. Bu fitneyle sanki ikiye ayrılmıştı hayatları, hayatta akışları.

Hayat imtihanını düşünürken, bir şeyi farketti: Kaim bey kendisi karar vermedikçe yanlışıyla yüzleşemeyecekti. Peki Hayat ne yapıyordu? Tutup yakasından Kaim’i oradan çıkarmaya çalışıyordu. Niye? Memnun değildi yaşananlardan. İstiyordu ki, hayat çizgileri kendi arzuları doğrultusunda gitsin. Hayat ve Kaim üzülmesin. Pürüzler yaşanmasın.

Birden anladı ki, kendini Kaim’in tanrısı gibi görüyordu. Evirip çeviren. Bir zamanlar Kaim’e verdiği rolü kendisi icra ediyordu Kaim’in üzerinde. “Estağfirullah” dedi. “Ne yapıyorum ben? Nasıl bir yanlışa sürüklemiş nefsim beni? Rabbim döndür beni bu yoldan. Nefsimin firavunlaşmasından kurtar beni!” diyerek huzura durdu Hayat. Kaim’in ilgisizliğinden şikayet ederken, şefkatini beklerken, şefkati Kaim’den bildiğinin farkına varamamıştı. Değildi işte! Kaim şefkat ediyor olsaydı, yaşanır mıydı bunlar? “Elhamdülillah” dedi. Asıl şefkat edeni, hayatı vereni, ve hayatı devam ettireni bulmuştu. Kaim bey ismi gibi kaim değildi. Kendinin bile sahibi değildi. Nihayet anlamıştı Hayat.

İmtihan devam ediyordu. Hayat’ın farkındalığının artmasıyla kolay eylenmişti imtihanı kendisine. Kaim de artık dönmeye başlamıştı yanlışından. Hayat memnundu hayatından. Derken, hastalığının son safhasına geldiğini öğrendi. Ne kadar ömrü kalmıştı bilmiyordu. Ama şunu farketmişti ki, yaşadığı son şeylerle temizleniyordu Hayat. Zorluklarla, sınanmalarla sanki manen tertemiz kılınıyordu. Kışa gelmişti Hayat’ın ömrü. Pencereden bakıyordu. Ağaçları gördü. Ağaçlar da yapraklarını dökmüşlerdi. Tıpkı saçları kirpikleri dökülen Hayat gibi. Pencerenin önündeki incir ağacına benzetti halini. Yapraksız, çıplak, soğukta... Aklına o türkü takıldı incir ağacını görünce:

Hastane önünde incir ağacı / Doktor bulmadı bana ilacı.

DEVAM EDEMEDİ. Gözyaşları inci gibi dökülüverdi. Boğazı kurudu birden. Dudaklarından sessiz duaları döküldü: “Rabbim, nasıl kıştan sonra baharı verirsin. Benim de kışımı bahara döndür. Üşümemi Sana dönmeme, Senin rahmetinden ümit etme sıcaklığına çevir. İçim ısınsın ümidinle. Dünyam aydınlansın rahmetinle. Ben Senin rahmetinin ve katından göndereceğin hayrın fakiriyim. Üşümem o yüzden. Musibetimi rahmete kalb et. Sen ki kalpleri evirip çevirirsin. Kalbimi Sana çevir. Kalbimi ve aklımı nurunla ihya eyle, tenvir et, irşad et, hidayet et. Senden başka sığınacak, sığınıp ısınacak kimsesi olmayan kuluna merhamet et.”

Kaim bey girdi odaya. Farketmemişti Hayat Kaim’in girdiğini. Geldi. Karısının belinden sarılıverdi. Beraber seyrettiler kışı ve şehri. Sanki içinden geçenleri okuyordu Kaim. Sessiz dualarına “amin” diyordu. İçinden geçenleri okudukça da daha sıkı sarılıyordu Hayat’a.

Gün akşamlıdır, hemen akşama devriliverir koca gün. Hayatın da akşamı geliverdi. Onca ömür, yaşanmışlıklar bitiverdi. Acıları da, sevinçleri de, imtihanları da. Kaim bey Hayat hanımı ölüm kardeşinin kucağına verdi büyük bir teslimiyetle. Ta ki Hayat hanım gözlerini sonsuzluk aleminde açabilsin, yoluna devam edebilsin diye.

Evet, hayat ve ölüm kardeştir demişti Yüce Peygamber (a.s.m.). Kaim Bey de Hayat’ını ölüm kardeşe teslim etmişti.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

.







Dua
Başlıksız
Başlıksız
HAYİRLİ CUMALAR
GELSEYDİN...



Nihathatipoğlu
Hayrettinkaraman
Menzil.net
İslamiyet.gen.tr
Müstakim.org
Bizsiz.com
Dost FM



  • Dini Hikayeler
  • Eshabi Kiram
  • Hayata Dair
  • Hz Mevlana
  • Hz Muhammed SAV
  • Makaleler
  • Ozlu Sozler
  • Resimli Ayetler
  • Secme Dualar
  • Secme Hadisler
  • Siir
  • Resimli Ayetler
  • Kuran Mucizeleri


  • 1.Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "İlim istemek, her müslümanın üzerine farzdır." İbn Mesûd radıyallahu anh. Taberânî.


    2. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Tek bir, dini anlayıcı fakih, şeytana bin tane ibadet edici abidden daha çetindir." İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.


    3. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kim birine bir ilim öğretirse, onunla amel edenin sevabını, yapanın sevabından hiçbir şey eksilmeksizin alır." Muaz radıyallahu anh. İbn Mâce.


    4. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Allah, kimin hayrını dilerse, onu dini anlayıcı bir fakîh yapar." İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.


    5. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Hikmetli söz, müminin yitiğidir, bulduğu yerde onu almaya, o daha ziyade hak sahibidir." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.


    6. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kim bildiği bir ilmi, kendisine sorulunca gizlerse, Allah da onu ateşten bir gem ile gemler." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.


    7. Aişe radıyallahu anha dedi ki: Medineli hanımlar ne iyi hanımlardır, dini öğrenme konusunda, utanma onlara engel olmuyor. Aişe radıyallahu anha. Müslim.


    8. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Bir topluma akıllarının almadığı bir şeyi anlatma ki, bazıları için bulantı sebebi olmasın." İbn Mesûd radıyallahu anh. Müslim.


    9. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "İnsanlara iyiliği öğretip de kendini unutan kişi, insanları aydınlatıp da kendini yakan mum gibidir." Cendel radıyallahu anh. Taberânî.


    10. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Gençlerinizin en iyileri kendini ihtiyarlara benzetenlerdir, ihtiyarlarınızın en kötüleri ise kendilerini gençlere benzetenlerdir." Enes radıyallahu anh. Taberânî.


    11. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Müşriklere aykırı davranın, sakalınızı bolca bırakın, bıyıklarınızı derince kesin!" İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.


    12. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Yahudiler ve Hıristiyanlar saçlarını boyamazlar. Siz onlara aykırı davranın!" Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.


    13. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Saçına ilave eden, ettiren, yüzündeki tüyleri alan, aldıran, dövme yapan ve yaptıran kadınlar lânetlenmiştir. Hastalık nedeniyle olursa o başka." İbn Abbas radıyallahu anh. Ebû Dâvud.


    14. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Hiçbiriniz, başına gelen bir zarardan dolayı, sakın ölümü dilemesin. Mutlaka böyle bir şey yapması gerekiyorsa, şöyle dua etsin: "Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat. Ölmek benim için daha iyi ise, canımı al!" Enes radıyallahu anh. Buhârî.


    15. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Ölülerinize, "Lâ ilâhe illallah"ı telkin edin!" Ebû Saîd radıyallahu anh. Müslim.


    16. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Dünyada ve âhirette lânetli iki ses vardır: Nimet anında çalgı sesi ve musibet anındaki ağlama sesi." Enes radıyallahu anh. Bezzâr.


    17. Bir kadına denildi ki: "Kardeşin öldürüldü." "Allah ona rahmet etsin! innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn," diyerek cevapladı. "Kocan da öldürüldü," dediler. "Eyvah!" dedi. Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kadının kalbinde, kocasının, hiçbir şeyle karşılanamayacak bir yeri vardır." Hamne radıyallahu anha. İbn Mâce.


    18. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Vasiyet edecek bir malı bulunan müslümanın, vasiyeti yanında olmaksızın üst üste iki gece geçirmeye hakkı yoktur." İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.


    19. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Evlenen, îmanın yarısını tamamlamış olur, kalan yarısı hakkında ise Allahtan korksun!" Enes radıyallahu anh. Taberânî.


    20. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Karısı olmayan adam yoksuldur, yoksul." "Çok malı olsa da mı?" "Çok malı olsa da." "Kocası olmayan kadın yoksuldur, yoksul!" "Çok malı olsa da mı?" "Çok malı olsa da." İbn Ebî Necih radıyallahu anh. Buhârî.


    21. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kadınla dört şey için evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dini için. Öyleyse, elleri toprak olası, sen dindarını al!" Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.


    22. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Biriniz bir kadınla evlenmek isterse, evlilik kararı vermede önemli olacak yerlerine baksın!" Câbir radıyallahu anh. Ebû Dâvud.


    23. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Bu evlenmeyi duyurun! Evlenme işlerini mescidlerde yapın! Üzerine de defler çalın! Çünkü , helâl ile haramı ayıran şey, onu duyurmaktır." Aişe radıyallahu anha. Rezîn.


    24. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Herhangi bir kadın, kocası kendisinden hoşnutken ölürse, cennete girer." Ümmü Seleme radıyallahu anh. Tirmizî.


    25. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Bir kadın, beş vakit namazını kılarsa, Ramazan orucunu tutarsa, namusunu korursa, kocasına itaat ederse, ona, "Cennetin kapılarından hangisini istersen oradan gir," denilir." Abdurrahman radıyallahu anh. Ahmed.


    26. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Benden sonra, erkeklere, kadınlardan daha zararlı bir sınanma nedeni bırakmadım." Usame radıyallahu anh. Buhârî.


    27. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Yanında uygun bir yakını olmaksızın, hiçbiriniz bir kadınla sakın baş başa kalmasın." İbn Abbas radıyallahu anh. Buhârî.


    28. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Şiir söz gibidir, güzeli güzel, çirkini de çirkindir." İbn Ömer radıyallahu anh. Taberânî.


    696. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Şüphesiz, şiirde hikmet vardır." Ubeyy radıyallahu anh. Buhârî.


    29. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Birinizin içine, onu bozacak irin dolması, onu “bozacak şiir” dolmasından daha iyidir." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

    30. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kurayza günü Hassana şöyle dedi: "Müşrikleri sözle taşla, şüphesiz Cebrail seninledir!" Berâ radıyallahu anh. Buhârî.


    31. Aişeye, "Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şiir okur muydu?" diye sordular. "İbn Revaha’nın şiirini okuyup, şöyle derdi: Azığını vermediğin kimseler sana haber getirir." Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.


    32. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Başınıza şu yedi şey gelmeden güzel işler yapmakta acele ediniz: Kişiyi unutturucu kılan fakirlik, azdıran zenginlik, bozan hastalık, bunaklık derecesinde yaşlılık, âniden gelen ölüm, beklenenlerin en kötüsü deccâl ve hepsinden daha şiddetli ve acı olan kıyamet." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.


    33. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "içinizden en çok sevdiklerim ve kıyamet gününde mevki bakımından bana en yakın olanlarınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. En nefret ettiklerim ve kıyamet gününde benden en uzak olanlarınız ise, gevezeler, lafazanlar ve yüksekten atanlardır. Onlar büyüklük taslayan kimselerdir." Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.


    34. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Haya îmandandır, îman ise cennettedir. Utanmazlık cefadandır, cefa ise cehennemdedir." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.


    35. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem örtüsü içindeki bakire kızdan daha fazla haya sahibiydi. Hoşlanmadığı bir şey gördüğü zaman, biz onu yüzünden anlardık. Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî.


    36. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Allah, mahlukatı yaratınca, Arş üstünde bulunan kitabına şunu yazdı: "Merhametim öfkemi geçmiştir." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.


    37. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kişi, müslüman kardeşini severse, onu sevdiğini kendisine bildirsin." Mikdam radıyallahu anh. Ebû Dâvud.


    38. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Yumuşaklık, bulunduğu şeyi süsler, bulunmadığı şeyi ise çirkinleştirir." Aişe radıyallahu anha. Müslim.


    39. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Şüphesiz, dilleriyle söylemedikçe veya onu yapmadıkça, Allah, ümmetimin gönüllerinden geçirdikleri şeyleri bağışlamıştır." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.


    40. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kim Allaha, kırk sabah yalnız onun için ibadet ederse, kalbinden diline yararlı bilgi ve güzel söz pınarları fışkırır." İbn Abbas radıyallahu anh. Rezîn.


    41. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, tiksindirmeyin!" Enes radıyallahu anh. Buhârî.


    42. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "işlerin en hayırlısı, ılımlı olanıdır." Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.


    43. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Kendinizi fazla zorlamayın! Sizden öncekiler, kendilerini zorlayıp sıkıntıya sokmakla eriyip tükendiler. Onların kalıntılarını ancak manastırlarda bulursunuz." Sehl radıyallahu anh. Taberânî.


    44. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “İlim üçtür. Bunlardan fazlası fazilettir: • Muhkem ayet(manası açıkça anlaşılır ayet), • Sahih sünnet, • Adil taksim. İbn Amr radıyallahu anh. Ebu Davud